En Çok Okunanlar

Şans Eseri Bulunmuş İcatlar

Bilim adamları ya da mucitlerin normal insanlardan en büyük farkları merakları ve bu merakları sonucu yaptıkları araştırmalar ve deneylerdir. Kimi zamansa kafasında düşündüğü şeyi araştırırken şans eseri başka bir madde ya da cisim keşfetmişlerdir. Okurum yazarım olarak sizler için şans eseri bulunan icatları araştırdık. İşte şans eseri bulunmuş icatlar dan bazıları…

Gramofon ’un İcadı

Gramofon, ilk olarak Edison tarafından fonograf olarak icat edilmeye çalışılmış. Yunanca ses anlamında olan ‘phone’ ve yazmak anlamında olan ‘graphe’ kelimelerinin birleşerek sesyazar ya da ses kaydeder anlamında olan ‘fonograf’ kelimesini türetmiştir.

Edison 1877 yılında telgraf mesajlarını kaydetmek isteyen bir cihaz üzerinde çalışıyordu. Edison bu çalışmayı yaptığı sırada ses kaydeden fonografı buldu. Edison fonografı buldu ancak asıl amacı farklı bir icat olması sebebiyle fonograf üzerinde fazla çalışmadı. 1886 yılına gelindiğinde ise Graham Bell fonografın üzerinde daha derli toplu bir çalışma yaparak fonografı geliştirdi ve adına grafofon koydu. Daha sonraki yıllarda Almanya doğumlu ancak ABD ülkesi vatandaşı olan mucit Emile Berliner, grafofonu daha da geliştirerek günümüzde kullanılan gramofonu buldu. Böylelikle gramofon da şans eseri bulunmuş icatlar dan olmuştur.Gramofonun patentini ise ilk olarak Emile Berliner almıştır.

Post-İt’ in İcadı

3M isimli bir firmada araştırmalardan sorumlu olan Dr. Spencer Silver, Dünya’da ki en kuvvetli yapışkanı yapmak için 1960 lı yılların sonunda ekibi ile çalışmalara başlamıştır. Art Fry ise  Dr. Silver ile birlikte aynı firmada çalışan ürün geliştirme mühendisidir. Art Fry, mühendislik mesleği dışında St. Paul Kilisesi içerisinde yapılan müzik korosu çalışmalarına katılarak şarkı söylerdi. Art Fry, şarkılarını söylerken, ilahi kitabın içerisinde şarkıların bulunduğu sayfaları kaybetmemek için bu sayfalar arasına boş kağıt koyarak işaretlemekteydi. Fry’ın koyduğu kağıtlar ise kitap içerisinden düşmekteydi. Fry bu kağıtların düşmesi sonrası kaldığı yeri bulmakta hayli zorlanıyordu.  İşini kolaylaştırmak için arayışa geçen Fry, yapışkanlar ile kağıtlar arasında bağlantı kurmaya çalışır. Fry, yapışkanları kağıtların üzerine yapıştırması sonrası post-it ‘i bulmuştur.  Post-it de, bilim tarihinde şans eseri bulunmuş icatlar kategorisine girmiştir.

Dinamit’ in İcadı

1800 lü yıllar bilim ve teknolojinin gelişmekte olduğu yıllardır. Bilim ve teknolojinin gelişmesi ile yapı, taşıma ve ulaşım alanında da kolaylık sağlayacak icatlar araştırılmaya başlanılmıştır. Keza dağlık bölgelerde yol yapımı ve ya tünel yapımları için çok kuvvetli bir yıkıcı maddeye ihtiyaç duyuluyordu. 1846 yılında Ascanio Sobrero, nitrogliserini bulmuştu. Nitrogliserin sıvı halde bulunması sebebiyle en küçük hareket ya da sarsıntıda büyük patlamalara yol açıyordu ve ölümleri artırmaktaydı. Bunun sonucunda başka bir yol aranılmaya başlandı.

Alfred Nobel, 1866 yılında nitrogliserin ile farklı bir deney yaptığı sırada nitrogliserinin bulunduğu tüp, deney alanın da bulunan kumların üzerine düşmüştü ancak patlamamıştı. Bu olay Nobel’in dikkatini çekti ve Nobel, nitrogliserini ilk önce kumlu killerle karıştırdı. Daha sonra ise nitrogliserini selülozla karıştırdı. Nobel en son olarak 20 cm uzunluğunda çubuklar yaptı. Yaptığı bu çubukların içerisine nitrogliserin ile kumlu kil ve selülozu karıştırdı. Ve kuvvetli bir patlama yapacak olan madde bulunmuştu. Alfred Nobel bulduğu icada ise ‘dinamit’ adını vererek patentini almıştır. Sonuç olarak dinamit de şans eseri bulunmuş icatlar dan birisi olmuştur.

Penisilin’in İcadı

Penisilin, Sir Alexander Fleming tarafından 1928 yılında, ‘Penicillium Notatum’ isimli küf üzerinde rastlantı sonucu bulunan kuvvetli bir antibiyotiktir.

İngiliz bilim adamı Fleming statiflokok isimli bakterileri yok etmek için çalışmalar ve deneyler yapmaktaydı. Yaptığı her deney de başarısız oluyordu. Fleming bir gün laboratuvarın geldiğinde bakterilerin bulunduğu deney kabını açık unuttuğunu fark eder ve  açık unuttuğu kap içerisi küf mantarları ile dolmuştur. Fleming deney kabının içerisinde küf mantarlarının kenarında jel kıvamında maddenin bulunduğu ve bu maddenin bulunduğu yerde bakteri olmadığını fark etmiştir. Bu maddeyi başka bakteriler üzerinde de denediğinde aynı şekilde bakterilerin öldüğünü tespit etmiştir. Fleming bu maddeyi fareler ve tavşanlar üzerinde de deneye tabi tutmuştur. Fleming, tavşanları ve fareleri gözlemlediğinde ise bu maddenin fareler ve tavşanlar içerisinde bulunan zararlı bakterileri öldürdüğünü tespit etmiştir. En son ise  bu maddeyi insanlar üzerinde teste ederek testte %100 başarı elde etmiştir. Fleming ‘’ Penicillium Notatum ‘’ isimli küf mantarı içerisinde bulunan sıvı maddeyi ayrıştırmak ister ancak başarısız olur ve 1934 yılında bu çalışmasına son verir. Fleming, Penicillium Notatum ismindeki küf mantarı kenarında bulduğu jel kıvamındaki sıvı maddeye “Penisilin” adını vermiştir ancak bu maddeyi ayrıştıramamıştır.

1939 yılında Oxford Üniversitesinde doktor olan Howard Florey ve Ernst Chain, birlikte yaptığı deneylerde Penicillium Notatum’u ayrıştırarak, Fleming’in ‘’penicilin’’ adını verdiği antibiyotiği geliştirmişlerdir. Penisilin’de diğerleri gibi şans eseri bulunmuş icatlar dan birisidir.

Teflon’un İcadı

Şans eseri bulunmuş icatlar dan birisi de teflondur. Teflon, 1938 yılında Roy Plunkett tarafından şans eseri bulunmuştur. Teflon ismi politetrafloroetilen isimli kimyasal maddenin ticari ismidir. Plunkett 1938 yılında kloroflorokarbonlar üzerinde soğutma deneyleri yapıyordu. Deneyine devam ettiği bir gece vakti, bir numunenin muma benzer beyazımsı bir renkte kalıp haline geldiğini görür. Bu numune PoliTetraFloroEtilen (PTFE) ’dir. Bu maddeyi daha ayrıntılı bir şekilde incelemeye başlayan Plunkett, bu maddenin yapışmaz ve en kuvvetli asitler karşısında bile eylemsiz olduğunu tespit etmiştir. PTFE üzerinde yapılan deneylerde ısı ve elektriğe karşıda dayanıklı olduğu tespit edilmiştir.

Plunkett’in patronu Du Pont1942-1946 yılları arasında teflonu nükleer silah geliştirme çalışmalarında kullanmıştır. 1954 yılında Fransız olan Marc Gregoire isimli mühendis, eşi olan Colette’nin isteği üzerine teflonu, aliminyum ile kaplayarak yanmaz yapışmaz bir tava haline getirerek teflon tavanın patentini almıştır.

Sakkarin’in İcadı

1879 yılında Rus kimyager Constantin Fahlberg, John Hopkins Üniversitesi içerisinde çalıştığı yıllarda katran maddesinin kimyasal tüm özelliklerini incelemekteydi. Katranı incelediği günlerden birinde Fahlberg evine gider. Eşi Fahlberg’in en sevdiği şekerli kurabiyelerden yapmıştı. Fahlberg bu kurabiyeleri ellerini yıkamadan yedikten sonra bu kurabiyeler Fahlberg’e her zamankinden daha tatlı gelmişti. Fahlberg eşine kurabiyeleri bu sefer daha mı şekerli yaptın diye sorduğunda ise eşinin cevabı olumsuzdu. Fahlberg’in aklına o anda parmaklarını yalamak geldi. Bu şekerli tadın kurabiyelerden gelmediğini katranı araştırdığı sırada parmaklarında bulunan katranın yan ürünlerinden geldiğini anladı. Ertesi günü parmağında tadı kalan katranın yan ürününü araştırdı ve tatlandırıcı olarak ayrıştırdı. İsmine de şekere benzeyen anlamında olan ‘’ saccarin’’ vererek patentini almıştır. Böylelikle sakkarin de şans eseri bulunmuş icatlar dan olmuştur.

Mikrodalga Fırın’ın İcadı

Şans eseri bulunmuş icatlar dan bir diğeri ise mikrodalga fırındır. Elektrik uzmanı olan ABD’nin  Maine eyaletinde doğan Percy Spencer, ‘’magnetron’’ un radar olarak kullanılmasını araştırmaktaydı.Percy 1945 yılında,  Radar dalgaları ve magnetronlar üzerinde çalıştığı sırada cebinde bulunan çikolatanın eridiğini farketti. Percy, çikolatanın erimesinden sonra bir çok nesneyi bu magnetronların yanına bıraktığında, magnetronların yanına bıraktığı nesnelerin erdiğini, hatta patlamamış mısırların bile patlamaya başladığını gördü. Percy, bir sonraki gün ise birkaç magnetronu birleştirdi ve üzerinde yumurta pişirmeyi denedi. Percy’nin bu testi de başarılı olunca magnetronlardan yemek pişirilmesiyle daha kullanışlı cihaz tasarlamaya başladı. 1946 yılında ise geliştirdiği mikrodalga fırınını tasarlayarak patentini almıştır.

Dayanıklı Camın Bulunuşu

Fransız kimyager Edouard Benedictus, 1903 yılında laboratuvarı içerisinde deney yaptığı sırada elinde bulunan deney tüpünü yere düşürdü. Deney tüpü kırıldı ancak tek parça halinde kalmıştı. Bu ilginç olay daha önce olmadığı için Benedictus’un dikkatini çekti. Benedictus, yerde tek parça halinde kalan deney tüpünü incelemeye başladı. Kırılan ancak parçalanmadan tek parça halinde kalan deney tüpünü incelediğinde, yere düşmeden önce tüp içerisinde bulunan sıvı halde bulunan kolodyum isimli maddenin buharlaşması sonucu cam üstünde ince bir katman oluşturduğunu ve camın tek parça halinde kalmasına da bu ince maddenin sağladığını tespit etmiştir. Benedictus, şans eseri de olsa şu anda tüm motorlu araçlarda kullanılan dayanıklı camı bulmuştu ancak araştırdığı başka bir konu olması sebebiyle dayanıklı camın üzerinde pek durmadı. Bu olayın üzerinden 6 yıl kadar geçmişti. Kaza yapan bir araç içerisinde bulunan bir kız çocuğunun kaza sebebiyle parçalanan araç  camı sebebiyle ağır bir şekilde yaralandığı haberini duyunca dayanıklı camı tekrar araştırarak gündelik hayatta kullanılabilecek şekilde tasarlamaya başlamıştır. Benedictus daha önce yaptığı deneyden esinlenmiş olmalı ki iki cam arasına selüloznitrat yerleştirmesi sonucu 3 katlı camı icat etmiştir. 3 katlı camı laboratuvarında bir çok kez test ettiğinde cam kırılıyordu ancak parçalanmadan tek parça halinde kalıyordu. Testleri de başarı ile tamamladığında Benedictus dayanıklı camın patentini almıştır.

Röntgen’in Keşfi

Şans eseri bulunmuş icatlar dan belki de en önemlisi röntgendir. 1845 yılında Prusya’nın Lennep şehrinde doğan Wilhelm Conrad Röntgen, 1885 yılında bir takım araştırma ve deneyler yapmaya başlamıştır. Öğretim üyeliği yaptığı Würzburg Üniversite içerisinde bulunan laboratuvarında yaptığı deneyde crookes tüpü olarak bilinen içi boş bir cam tüpün içerisine iki elektrottan oluşan deney düzeneği ile çalışarak limünesans olayını inceliyordu.

Röntgen 1895 yılında deneyini biraz daha değiştirmeyi düşündü. Crookes tüpünün dışını siyah bir kartonla kapladı ve ışık geçirgenliğini test etmek için çalıştığı odayı karanlık hale getirdi ve deneyini bir kez de bu şekilde yaptı. Deney tüpünden yaklaşık 2m-2,5m uzaklıkta bulunan baryum platinocyanite sarılı olan kağıt parçasında parlama olduğunu fark etti. Yaptığı deneyi tekrarladığında her seferinde aynı şekilde parlama meydana geliyordu.  Yaptığı deneydeki mat yüzeyden geçen ışına, bilinmeyen anlamında kullanıldığı için X ışını ismini verdi. 1895 yılının sonlarında Wilhelm Röntgen, farklı malzemelerin, ismine X ışını dediği ışını farklı şiddetlerde geçirdiğini gözlemledi. Bu deneyini en sonunda fotoğrasal malzemeler üzerinde denediğinde mat yüzeyden geçen X ışını sayesinde en net görüntü sonucunu aldı. Wilhelm Conrad Röntgen 28 Aralık 1895 yılında, resmi olarak ismine kendi ismini verdiği Röntgen filmi keşfini duyurdu. Wilhelm Conrad Röntgen, bu buluşu sebebiyle 1901 yılında Fizik dalında Nobel Ödülü almıştır.