En Çok Okunanlar

Yaşlanıyoruz…

 Daha dün gibi hatırlarım çocukluğumu da geçirdiğim zamanlarımı, ne çabuk yaşlanmışız diyorum bazen kendime. Yaşım olmuş 27. Alın çizgilerim bana inat gün geçtikçe daha da belirginleşiyorlar.

Saçlarım her geçen gün sanki hayata dayılanır gibi  dik durmaya çalışsa da onlarda kaybediyor bu hayat savaşını. Her sabah uyandığımda yastığım, saçlarımdan birkaç  tel ölüm haberini veriyor bana. Kimi saçlarımsa bukalemun edasıyla ölmektense çevre tepkisi veririm diyerek kendilerini koruyorlar  beyazlaşarak.

Çocukken kendimize alay konusu ettiğimiz babalarımızın giydiği beyaz iç donunu giyer olduk dizlerimizin ağrısını azaltmak için. Bakkallar ve oyun salonlarıydı en uğrak yerlerimiz. Yaş aldıkça bakkalların yerini eczaneler, oyun salonlarının ise hastaneler alır oldu.

Çocukken hep birlikte bağdaş kurarak oturduğumuz, evin reisi olarak baba ya da dedelerimizin gelmesini beklediğimiz o şen şakrat yer sofralarımızda, yaşlandıkça yalnızlığımızla baş başa kalır olduk. Gurbetten memlekete döndüğümüzde o evin haşarı çocuğu gidiyor, yerine mesleğini eline almış parasını kendi kazanan koca adam geliyor. Artık evde bas bas bağırarak şarkı söyleyemiyoruz. Bize ‘ sen artık büyüdün, koca adam oldun, millet ne dere ayıplamaz mı hiç? ‘ diyerek yaşlandığımızı yüzümüze vuran iç sesimiz çıkar karşımıza. Babamızın kucağına oturamayız artık, Yaşımızı aldık… Çarşıya babamızla ya da dedemizle çıktığımızda onun elinden tutarak şımarık çocuk edasıyla  bağıra bağıra şarkı söyleyerek yolda yürüyemeyiz artık. Koca adam olduk.

Şehirler arası otobüs terminalinde , canavar gözüyle baktığımız otobüslere bindirdiğimiz  ve sonrasında arkalarından hüzünle el sallayarak gurbet ellere uğurladığımız büyüklerin yerini biz aldık. Onların oturduğu koltuklara biz oturuyoruz.  Şimdilerde onların gözyaşlarını akıtarak gittiği yollardan bizler geçiyoruz.

Çocuk saflığımız da, mahalle arasında iki taştan kale yaparak, babası mahallenin en zengin adamı olan çocuğun aldığı naylon topla maç yaptığımız arkadaşlarımızla yaşlandık biz. Artık derdimiz maç yaparken taştan yaptığımız kaleye gol atmak değildir. Derdimiz hayatın bize atmak istediği golleri yememektir. Geçenlerde, çocukken kapısının önünde bağıra çığıra top oynadığımız , birkaç defa da evinin camlarını kırdığımız sonrasında ise korkudan topuklarımızı kıçımıza değdirerek kaçtığımız Ümmühan teyze de vefat etmiş. Mekanı cennet olsun…

Bayram zamanlarında kapı kapı dolaşıp şeker ve para toplayan çocuklardık biz. Ne ara kapımıza gelen çocuklara şeker veren koca adamlar olduk. Okul zamanlarında sıralarımızda her sene sömestr ve yaz tatilini 4 gözle bekleyen çocuklarken, ne ara yılın her günü evlerimize bir ekmek fazla götürelim diye durmadan çalışan koca insanlar olduk. Hayatın stresinden , her gün çalışmanın verdiği yorgunluktan geçmeyen sırt ağrılarımız oluşmaya başladı. Dinçliğimizden, enerjimizden ötürü bizden kaçan saatler, günler, aylar, yaşlandığımızdan istifade edercesine üstümüze gelir olmuşlar.

Yaşlanıyoruz, zihnimiz, düşüncelerimiz, görüşlerimiz, hayal gücümüz yaşlanıyor.  Umutlarımız, neşelerimiz, mutluluğumuz, huzurumuz yaşlanıyor.

Yaşlanıyoruz ve her geçen gün toprağın ve tabutun soğukluğuna yaklaşıyoruz…